Uzmanlık, bir alan hakkında derinlemesine bilgi sahibi olmak olarak tanımlanabilir. Elbette uzman kişiler kendi alanlarıyla sınırlı kalmayıp, konularıyla ilişkili diğer alanlarda da kendilerini geliştirme ihtiyacı duyarlar. Böylece analiz etme, sentezleme, değerlendirme gibi kabiliyetlerini üst düzeye çıkarırlar. Genelde aranan insanlar olurlar.
Ama bu iş Türkiye’de biraz zordur hâliyle. Uzmanlaşabileceğiniz mekanlar sadece üniversitelerdir. Tabi uzmanlaşabilirseniz…
Birçok öğrenme kuramcısı, dilin insanın öğrenmesi üzerindeki etkisine vurgu yaparlar. İnsan en iyi kendi anadiliyle öğrenebilir. İsterseniz 10 tane dil kursuna gidin, senelerinizi verin. Yani bilgiyi beyninizin süzgecinden geçirirken kendi anadilinizi kullanırsınız. Baktığımız zaman Türkiye’deki üniversitelerde İngilizce-Almanca gibi dillerde eğitim veriliyor. Tam bir eziyet. İnsanın sonradan öğrendiği bir dil ile konuları kavramya çalışmasını anlayamıyorum. Öğrenmede yaşanan bir dolu zorluğun yanı sıra, yalnızca bir senede insanlar yeni dili tam kavramış kabul ediliyor. Bunun üzerine sonraki senelerde birçok yükleme yapılıyor. Elbette kişiler, karşıdakinin verdiği kadarıyla bilgiye sahip olabiliyor. Bilgiyi yorumlamak büyük zorluğa dönüşebiliyor. Bu şekilde alınan bilgiler, tabii ki ister istemez yüzeysel kalıyor. Bir uzmanın, kendi alanıyla derinlemesine bilgi sahibi olması tanımı da havada kalıyor.
Bir çok gelişmiş ülke eğitimi kendi anadilinde yapıyor. Sizce rastlantı mı?
Peki neden bizde böyle?
Çünkü gelişmiş ülke değiliz. Biz Cumhuriyet’in kuruluş aşamasında, savaştan çıkmış bir ülkeyken Avrupa’ya uçak ihrac edebilecek kapasiteye sahiptik. Avrupa o gün teknolojik olarak bizden çok ileri değildi. Çünkü bilime önem veren, tam bağımsız yapı belli alanlarda uzmanlaşmaya önem veriyordu. Yeni bir devlet yalnızca siyasi olarak değişime uğramamıştı. Birçok fabrika, kuruluş ve sanayi dalını da beraberinde getirmişti. İçtiğiniz çayın, kullandığınız şekerin Cumhuriyet öncesi Anadoluda bulunmadığını hanginiz biliyorsunuz?
Tarih bilgisi, Amerika ya da İngiliz sempatisine odaklı beyinlerin eleştirdiği Atatürk, o dönemde uzmanlaşmanın eğitimden geçtiğinin farkındaydı. Çağdaş eğitim sistemlerinin babası kabul edilen John Dewey’i ülkemize davet eden Atatürk çeşitli çalışmalar yaptırdı. Hâlâ bir eğitim politikası belirleyememiş ülkemizde zamanında gerçekleştirilen Köy Enstitüleri projesinin de bu gelişmelere paralel olduğunu söylemeden edemeyeceğim.Toprak ağalarının yönetttiği halk eğitimsizlikten olsa gerek böylesine duyarlı çalışmalar yapan insanları dinsizlikle suçlama aşamasına getirilmişti.
Hâlen dinin, yalnızca namaz kılar gözükmek olduğunu sanan bir takım çevrelerin de etkisiyle maalesef kendi eğitim politikalarımızı geliştiremedik ve uzman sıkıntısı yaşamaya alışkın duruma geldik.
Eğitimsiz çevrelerin şiddetle karşı çıktığı bilimsel uygulamaları dışarıdan ihrac ettiğimizi hatırlamamız gerekir sanırım. Bu ülke 300 milyonu besleyecek tarım alanına sahipken 70 milyonu besleyemiyorsa var bunda bir iş. Bugün önemli mühendislerimiz durduk yere ölüyorsa (Aselsan) bunun arkasını aramalıyız.
Biz askeri alanda ordu sisteminin ve vatanseverliğin temelini atmış bir millet olarak, uzmanlık alanlarımızı daha da genişletmek zorundayız. Dünya ordularına eğitim veren bir askeri yapıyla yetinecek bir toplum değiliz.
Uzmanlığı belli alanlarla da sınırlı tutmamalıyız tabii ki. Tarım, sanayi, maden, tıp ve çeşitli bilim dallarında uzmanların yanı sıra politika konusunda da gerçekten bilgili insanlara ihtiyaç duyulduğunu açık bir gerçek.
Atatürk döneminden sonra tam bağımsızlık yapısı ABD’den alınan yardımlar (Marshall Planı) neticesinde sona eren ülkemizde, alanında uzman kişiler ya da gerçek bilim adamlarının yetişmesini sözde müttefiklerimiz istemez elbette. Devlet adamlarının; eğitim sistemindeki bilgi yüklemesini bir kenara bırakıp insanları belli alanlarda uzmanlaştırmaya yönelik çabalar sarfetmesi gerekirken, sistemi daha da karmaşık hâle getirmeleri ayrı bir talihsizlik. Bu durum böyle sürüp giderse hem ülkenin kaynakları hem de dış politikalar dışarıdan ihrac edilecek uzmanlara mahkum olacaktır.
Bir alanda uzmanlaşmak, o konu hakkında internetten bilgi edinmekten ibaret değildir. Yapmak ve yaşamak gerekir. Uzman kişi, işini şansa bırakmayan ve neden-sonuç ilişkilerini en iyi şekilde kuran kişidir. Çünkü alanıyla ilgili tüm bilgilere hâkimdir. Türkiye’de uzman olmak zordur. Ama insanın kendini geliştirmesi, bu konuda çaba sarfetmesi bu zorluklar karşısında yapabileceği en iyi iş olsa gerek. Unutmamalıyız, şehitlik mertebesine ulaşan atalarımıza hepimizin borcu var. Kendimizi yeterince geliştirdiğimiz zaman, bu borcu ödeyebiliriz ancak. TV dizilerinin, bilgisayar oyunlarının kölesi hâline gelmek pek de mantıklı değil sanırım. Popüler kültürün etkisinden biraz olsun sıyrılmak zorundayız.
Akşam bayağı konuşmuştuk Atatürk ve Marshall plnı en çok dikaktimi çeken konu olsa gerek, Türkiye’de herşey zor abi biliyorsun. Uzman olacagımız alanı seçmek bile uzmanlık İstiyor.
Evet kesinlikle. Beyin göçü var Amerika’ya doğru. Adamlar bilim adamlarına çok sağlam paralar veriyorlar. Çalışma olanağı desen gani. Ehh sonrası malum (:
evet bu uzmanları yurtdışına kaptırma sorunumuz çok büyük ölçüde yani ne kadar alanlarında uzman ve bilgileri insanlarımız var ama değerlendiremiyoruz.
çok güzel bi yazı olmuş zevkle okudum elinize sağlık
Kitap okuma alışkanlığı olmayanlar için uzunca bir yazı. Zaman ayırdığınız için teşekkürler.
google