Uzun zaman oldu yazamadım bu yazımı.Aslında bu yazıyı yazma fikri “Akasya Durağı” dizinisi izlerken aklıma geldi.Bir bölümde “Sinan” karakterini canladıran “Levent Ülgen” sende “ıtri” var mı gibi bir soru sordu.Aslında sende 100TL varmı demek istedi.Güzelde bir vurgulama yaptı aslında.Hepimiz bu paraları kullanıyoruz ama resimlerindeki kişiler hakkında pek bilgi sahibi değiliz bu konuyu sizler için araştırdım.
Yunus Emre(1240-1321)

Türk milletinin yetiştirdiği en büyük tasavvuf erlerinden ve Türk dili ve edebiyatı tarihinin en büyük şairlerinden biri olan Yunus Emre’nin hayatı ve kimliğine dair hemen hemen hiçbir şey bilinmemektedir. Yunus’un bazı mısralarından, 1273′de Konya’da ölen, tasavvuf edebiyatının büyük ustası Mevlana Celalettin Rumî ile karşılaştığı anlaşılmaktadır; buradan da Yunus’un 1240′larda ya da daha geç bir tarihte doğduğu sonucu çıkarılabilir. Bilinen hususlar onun Risalet-ün-Nushiyye adlı eserini H.707 (M.1308) yılında yazmış olması ve H.720 (1321) tarihinde vefat etmesidir.Böylece H.638 (M.1240-1241) yılında doğduğu anlaşılan Yunus Emre XIII. yüzyılın ikinci yarısıyla XIV. yüzyılın ilk yarısında yaş**ıştır.Bu çağ,Selçukluların sonu ile Osman Gazi devrelerine rastlamaktadır.Yunus Emre’nin şiirlerinde bu tarihlerin doğru olduğunu gösteren ipuçları bulunmakta; şair, çağdaş olarak Mevlana Celaleddin,Ahmet Fakıh,Geyikli Baba ve Seydi Balum’dan bahsetmektedir.
Buharizade Mustafa Itri(1640-1712)

İstanbul’da doğdu.Doğum tarihi bilinmiyor. Çağdaşlarının, ölümüne tarih düşürmek amacıyla kaleme aldığı mısralar ile, bestelediği yapıtlarda güfte olarak kullandığı şiirlerin yazılış tarihlerine göre, yaklaşık 1630 ile 1640 yılları arasında doğduğu sanılmaktadır. Çeşitli kaynaklarda ölümü için 1711 ve 1712 tarihleri gösterilmektedir. Asıl adı Mustafa’dır. Itrî, şiirlerinde kullandığı mahlastır. Buhurîzade Mustafa Efendi diye de anılmıştır. Buhurîzade adının kendi lakabı mı, yoksa aile adı mı olduğu bilinmemektedir. Yaşamı üstüne bilinenler de, eski ve yeni kaynaklardaki, çoğu birbiriyle çelişen bilgilere dayanır.
Zamanına göre iyi bir öğrenim görmüştür. Ustalarından birinin Hâfız Post olduğuna kesin gözüyle bakılır. Nasrullah Vâkıf Halhalî, Kasımpaşalı Koca Osman Efendi, Derviş Ömer Efendi gibi 17 yy. bestecilerinden de yararlandığı sanılmaktadır. Çağının kaynakları, onun Mevlevi olduğunda birleşirler. Mevlevi tekkelerinde okunmak üzere bir ayin ile bir naat bestelemiş olması da, bunun bir kanıtıdır. Söylentilere göre, Yenikapı Mevlevihanesi’nin o zamanki şeyhi Câmî Ahmed Dede’ye (?-1671) kapılanmış, müzik sevgisiyle Mevlevi olmuştur.
Itrî beş padişah dönemi gördü. Sultan IV. Mehmed zamanında tanındı. Huzurda düzenlenen fasıllara hanende olarak katıldı, bestelediği yapıtlarla padişahlardan büyük yakınlık gördü. Saraya girmeden önce ne tür işlerde çalıştığı bilinmiyor. Yakınlık gördüğü bir başka devlet adamı da, şiirleri ve müzik sevgisiyle tanınan Kırım Hanı I. Selim Giray’dı (1634-1704).
Fatma Aliye(1862-1936)

Fatma Aliye Hanım Türk edebiyatının ilk kadın romancısı olarak tanınır.
9 Ekim 1862′de İstanbul’da doğdu. Tarihçi Ahmed Cevdet Paşa’nın kızıdır. Fransızca ve Arapça dersleri aldı; matematik, hukuk, Arap tarihi ve felsefesi okudu. 1879′da Faik Paşa ile evlendi.
Edebi yaşantısına 1889′da George Ohnet’in Volonte adlı romanını Meram adıyla çevirerek başladı. Bu romanı “Bir Hanım” imzasıyla çevirmiştir. Fatma Aliye’nin bu çabası Ahmed Midhat tarafından Tercüman-ı Hakikat gazetesinde övüldü. Daha sonra yapıtlarında “Mütercime-i Meram” takma adını kullandı. 1892 yılında ilk romanı olan Muhadarat’ı yazdı. Bu romanında bir kadının ilk aşkını unutamayacağı inancını çürütmeye çalışır. Romanlarında çoğunlukla duygusal aşk temalarını işler.Kaynakwh:
1914 yılında yazdığı Ahmed Cevdet Paşa ve Zamanı son yapıtıdır. bu romanında Meşrutiyet sonrası siyasal yaşamı ortaya koymayı amaçlamıştır. Fatma Aliye 13 Temmuz 1936 tarihinde İstanbul’da vefat etti.
Kemaleddin Bey(1870-1927)

Ahmet Kemaleddin Bey, 1870 yılında, İstanbul’un Acıbadem semtinde dünyaya geldi. İlköğretimine 1875 yılında, İbrahim Ağa Mektebi’nde başladı. Ortaöğrenimine, 1881 yılında Girit’te devam eden Kemalettin Bey, 1882 yılında ailesiyle birlikte İstanbul’a döndü. Yüksek eğitimini 1887–1891 yılları arasında Hendese-i Mülkiye’de tamamlayan Kemaleddin Bey, sanata yatkınlığı nedeniyle daha çok resim ve mimarlık derslerine özen gösterdi ve diplomasını aldıktan sonra hiçbir zaman mühendislikle uğraşmadı. 1895′te mimarlık eğitimini ilerletmek için devlet tarafından Berlin’e gönderildi. Almanya’daki eğitim yaşamı, mimarın üzerindeki Alman kültürel etkisini pekiştirdi. Berlin’de Charlottenburg Technische Hochschule’de iki yıl mimarlık eğitimi gördükten sonra, iki buçuk yıl da Berlin’de mimarlık bürolarında çalıştı. Yurda döner dönmez Hendese-i Mülkiye’deki görevine yeniden başladı. 1901′de Harbiye Nezareti Ebniye-i Askeriye mimarlığına ek görevle atandı.
Kemalettin Bey’in mimarlık açısından en verimli dönemi, 1909–1919
arasındaki 10 yıllık dönemde oldu. 1909 yılında Evkaf Nezaretinin başına atanan Kemalettin Bey’in Vakıflar’daki görevi, kentin önemli eski yapılarının büyük ya da küçük kapsamlı onarımlarını yürütmekti. Bu görevdeki yoğun onarım çalışmaları, kendisinin ulusal mimarlık anlayışını geliştirmesine zemin hazırladı. Vakıflar’ın yaptırmayı düşündüğü bir dizi yeni yapı için Vakıflar bünyesindeki İnşaat ve Tamirat Heyet-i Fenniyesi kadroları genişletildi; örgütün büyük bir mimarlık ve inşaat bürosu biçiminde çalışması sağlandı. “Kemalettin Okulu” olarak da anılan bu büro, ulusal mimarlık anlayışını ülkenin tüm yörelerinde uygulayan bir dizi mimar, mühendis ve yapı ustasının yetişmesine olanak tanımış; böylece Evkaf Nezareti, İnşaat ve Tamirat Heyet-i Fenniyesi, Birinci Ulusal Mimarlık akımının odak noktasına dönüşmüştür.
MESCİD-İ AKSA’NIN ONARIMINDA ÇALIŞTI
Kemalettin Bey, 1908 yılında kurulan Osmanlı Mimar ve Mühendis Cemiyetinin kurucuları arasındadır. 1914 yılında Evkaf Nezaretindeki görevine ek olarak İstanbul Şehremaneti Heyet-i Fenniye Müşavirliğine atandı. İşgal döneminde, 1919 yılında Nezaretteki işine son verilen Kemalettin Bey, bu yıllarda yalnızca Şehremanetinde ve özel atölyesinde çalışmalarını sürdürdü. 1919 yılında İngiliz yönetimine geçen Kudüs’te Mescid-i Aksa’nın onarımı için Müftü tarafından Kudüs’e çağrıldı. Çağrıyı kabul eden Kemalettin Bey, Mescid-i Aksa Camiinin onarımında gösterdiği başarıdan dolayı, İngiliz Kraliyet Mimarlar Akademisine (RIBA) şeref üyesi olarak seçildi. 1925′in yaz aylarında Ankara Palas’ın yapımının tamamlanması için Kudüs’ten geri çağırıldı. 1925 yılında Evkaf Müdüriyeti Umumiyesi İnşaat ve Tamirat Müdürlüğüne atanan Kemalettin Bey, Ankara Palas’ın tamamlanması için çalışmalarını sürdürürken, başkentte gerçekleştirilmesi düşünülen bir dizi başka yapıyı da tasarlamaya koyuldu.
1926 yılında Maarif Vekaletince kurulan Sanayi-i Nefise Encümeni üyeliğine, daha sonra aynı kurulun başkanlığına getirildi. 1927 yılı içinde mimarın en önemli uğraşı, Maarif Vekaleti adına tasarladığı Gazi İlk ve Orta Muallim Mektebi oldu. 12 Temmuz 1927 günü, Ankara Palas şantiyesinde kaldığı odada geçirdiği beyin kanaması sonucu 57 yaşında vefat etti. 17 Temmuz günü İstanbul Karacaahmet’te yapılan büyük bir törenle toprağa verildi. Mezarı daha sonra yol geçmesi dolayısıyla kaldırılınca, (kitabesiz olarak) Beyazıd Camii mezarlığına taşındı.
Cahit Arf(1910-1997)

Cahit ARF 11 Ekim 1910 yılında Selanik’de doğmuş ve 26 Aralık 1997’de İstanbul’da ölmüştür. Arf yüksek öğrenimini Paris Ecole Normale Superieure Üniversitesinde yapmıştır. 1938-1939 yıllarında Almanya’nın ***ingen Üniversitesinde ünlü matematikçi Hasse’nin doktora öğrencisi oldu. Cahit Arf’ın ***tingen Üniversitesi’ndeki doktora tezi Almanya’da ünlü bir matematik dergisi olan Crelle Journal’da 1939 yılında yayımlanmış ve son derece yankı uyandırmıştır.
Başarılı çalışmaları devam eden Cahit ARF 1945’de Arf kapanışı ve Arf halkaları kuramlarını bulmuştur. 1955 yılında Almanya ‘da yayımlanan bir çalışması lokal cisimlerle ilgili çok önemli bir inşa problemidir. Şunu belirtmek gerekir ki bu çalışması onun hedeflediği ve tutku haline getirdiği birkaç problemden birisi olan “abelyen olmayan sınıf cisimleri teorisi” için bir çıkış noktası olmuş ve bu problem hala açıktır. 1957 yılında yine Almanya’da “Riemann-Roch Teoremi” adlı çalışması yayımlanmıştır. Riemann’ın doktora tezinden çıkan bu teorem ÔKompleks Analizin’ temel teoremlerinden biridir. 1938 yılında Weil bu teoremi fonksiyon cisimleri yönünden, 1957 yılında Cahit Arf sayı cisimleri yönünden inşa etmiştir.
Ord.Prof.Aydın Sayılı

1913-1993 yılları arasında yaşayan Ord. Prof. Aydın Sayılı, merkezi Paris’te bulunan “Uluslararası Bilim Tarihi Akademisi” tarafından, 1968′den itibaren iki yılda bir verilen “Koyre Madalyası”nı alan ilk Türk bilim adamıdır (Bu madalya ikinci kez 2008′de Prof. Ekmeleddin İhsanoğlu’na verilmiştir). Türklerin, İslam Dünyasının, Mısırlıların, Mezopotamyalıların ve diğer çeşitli medeniyetlerin bilime ve batı medeniyetinin oluşumuna yaptığı katkıyı ortaya koyan Sayılı, çalışmalarında ilk kaynaklara ulaşmaya, ön yargısız ve nesnel davranmaya özen gösterdi.
Biraz uzun bir yazı oldu ama kullandığınız banknotların gerçek yüzlerinide tanımış olduk.Hepside gerçekten önemli kişiler.Kullandığımız paranın kıymetini bilelim.
Para ulusal değerdir,özenli kullanalım.

Şu konudaki paralar benim olsa be Murat
offf ya yazıcı bozukkkkkk :S:S:S:S
La Kartuş Bitti
çok güzel bi site
