Merhabalar sevgili Bloggrup okuyucuları !
Bu makalem de özellikle de gençlerle alakalı olan bir noktaya değinmek istiyorum: “İnanç Meselesi”
Bu devirde görüldüğü gibi herkes bir şaşkınlık içinde ! Bunun en önemli sebeplerinden birisi manevi doyumsuzluk ve bu manevi doyumsuzluğu dindirebilmek için maddiyata yönelişi olarak düşünebiliriz.
Geleceğimizin sahibi olan gençlerin bazı kapitalist ve siyasal nedenlerle toplumumuza zarar veren ve kendilerini ne yazık ki; “Süper Güç” diye çağrıştırılan bazı aç gözlü dış mihraklar tarafından zehirlenmesi ve çeşitli akıl ve mantığa uymayan ideolojilerle kandırılıp, ruhsal uçuruma sürüklenmesi ve kafalarının karıştırılarak onlar için olumlu gayelerden uzaklaştırılması gerçekten de çok üzücü bir durum !
Uçuruma sürüklenen bu toplumun yarasını dindirebilmek için sizleri tek taraflı değil de çok taraflı düşünmeye davet ediyorum.
İnsanoğlu yemeğe ve içmeye ihtiyaç duyduğu gibi ruhsal beslenime de ihtiyaç duyar. Bunu insanlardan esirgerseniz o insanın “insan” olma özelliği de yavaş yavaş ortadan kalkmış olur ve doğma, yaşama ve ölme sürecinde insanın amaçsız yaşaması amaçsız bir şekilde ölmesine neden olur.
İnançsız yaşayan bir insan bir bitki ya da balık gibidir. İnanç meselesinden kopmuş olan insanın bakış açısından; yaşamında bitki ve balıktan üstün gözükse de öldüğü zaman maddiyatta aynı değerde olması sonucu çıkarılabilir.
Tekrardan inançsız bir insana göre; iyi ve güzel şeyler için yaşayan insanın ölüm vakti geldiğinde ölü bedenini mikro organizmaların parçalayıp, toz taneciklerine kadar yok oluşu ve bu yok oluştan sonra herşeyin sonunun bu kadar amaçsızca oluşu ve senaryonun karanlığa gömülüşü bu amaçsızlık ekseni etrafında düşündükleri zaman onlara ne kadar hazin geliyor değil mi?
Evrende ki bu muhteşem sistemin yapıcısının olmaması, her canlının ölümle varlığının ebediyen son bulması ve sonsuz ve amaçsız bir şekilde canlıların doğması, yaşaması, ölmesi ve daha sonra sonra sonsuza uzanan türevlerinin devam etmesi düşüncesi ne kadar büyük bir eksikliktir !
Yüce kitabımızda da değerli olan insan, yukarıda ki düşünceye göre ne kadar değersiz değil mi ?
Bilinçsizce inançsızlık eksenine yol alan gençler siz bu kadar değersizmisiniz ki ? Eğer her yaşamın dünya hayatından sonra ahiret hayatında Allah katında farklı bir değeri olmasaydı ve ölümden sonra yaşam olmasaydı, seri üretim yapan bir fabrikadan çıkan mamülün ömrü bittiği zaman çöpe atılması ve yerine alternatif olarak tonca mamülün üretilmesi gibi değersiz çoğalanlar ve ölenler olurduk.
Algıda kalan maddi boyutun dışında, çok yönlü düşündüğümüzde, kalbimize ve vicdanımıza sorduğumuz da ihtiyaç duyduğumuz ve yaşamın özünün gerçekten o olduğunu idrak ettiğimiz manevi boyutun varlığını düşünerek son derece önemli olan bu “İnanç Meselesi” ni önemseyelim ve hayatımıza katalım lütfen…
İnsanı Allah Kur-an’da da dediği gibi “Ahseni takvim ” yani yaratılmışların en güzeli olarak yaratmıştır.İnsan cüz-i iradesini kullanarak hayatında yapıp ettiklerinden öyle bir hale gelir ki”esfeles safilin” makamına düşer.Maakam demek de doğru değil aslında çümkü anlamı’aşağışların aşağısı ‘ dır. yani insan iradesini kullanarak yartılmışların en güzeli de olabilir, yaratılmışların içinde en aşayada düşebilir.İrade bizm elimizde. (Güzel konu)
Yorumunla tamamladığın için ve parantez içinde düşünceni paylaştığın için teşekkürler Mehtap kardeş, senin de yazdığın gibi insan gerçekten de özellikle de akıl yönüyle (deliler hariç) yaratılmışların en değerlisi, en güzeli…
Her şeyi dış mihraklara bağlamak kendi ayıplarını başkasının üstüne atma çabasından başka bir şey değildir. Dış mihraklara kanmayıp “kendi doğrusunda” ilerleyen insanlar o baskıya mahrum kalmıyor mu sanki ?
İnsanın var olması saçma, anlamsızdır. Bu anlamsızlığı ve saçmalığı ortadan kaldırmak için her insan kendine göre bir amaç edinir zaten. Kimisi kendisini tanrıya yöneltir, kimisi metafizikle ilgilenmeyip fizikle ilgilnenir. Tanrı inancı taşımayan bir insanın amaçsız olduğunu savunmak deli saçmasıdır.
Bence daha derin bakmalı konuya, en basit örnek olarak mesela sen ustası olmayan bir inşaat gördün mü ? Bir bina yapılırken ne kadar çok proje yapılıyor ve işçilik var değil mi ? Herşeyi kendiliğinden varoluşçuluğa bağlamak bence saçma.
Lisede akım derslerini görürken konu metafizik’e gelmişti. Hocamız öz itibariyele herşey atoma dayanır dedi.Benim asi olduğum yıllar.İzin isteyip soru sordum:”peki hocam atom boşluğa nasıl geldi.Nerdeydi ya da yok muydu? Onun bir yaratıcısı , meydana gelmesine vesilen olan bir olgu yok mu?” Soru cevapsız kalmıştı.
